Ana Sayfa
fıkralar
Ziyaretçi defteri
msn nickleri
vitray we ebru sanatı
trabzonspor
nickelodeon
karikatürler
icatlar
nil karaibrahimgil
sims
oyunlar
ceza
gazete
gs
fb
bjk
öykü&berk
avrupa yakası
ATATÜRK
eğlenebileceğiniz sitelerrrr
süper şiirler ( özel seçtim :))
ÇILGIN CUMA!!
fazla kilosu olanlara dikkattt
şebnem ferah
youtube
hormonlar
migren
sen birtanesinn...
kavak yelleri(esiyorrr)
macellan
duvar yazıları
farkında olmak
dikkat edin
öpücükle dolu!!!
türk bayrağının simgelerinin anlamları
arka sokaklar(süperr)
sigaranın kimliği
ilginç gerçekler (aaaa)
unfabulous
anneler günü :)
babalar günü :)
msn avatarları(yeni :) )
müzik dinle :)
ister ters oku-ister düz
popmundo
derinden öyküler
yazın vazgeçilmezi ''dondurma''
ülkeler hakkında bilgiler
çakralar
atom bombası ve etkileri:(
fatih sultan mehmet(wow)
fransız ihtilali
magna carta
burçlar
anakonda
insomnia(uykusuzluk)
titanic :)
küçük sinemacılar buraya
Hz.Muhammed'in anıları
marie curie
marsta hayat var mı?
uzay kampı türkiye
bir yığın pamuk'bulut'
narnia günlükleri
biz o kadar fakirdik ki:D
darkorbit
somne
var mısın yok musun ???
bir basketbolcunun bilinmeyen hayatı
şeytanın belkemiği
temporomandibular (çene eklemi rahatsızlığı)
ilginç korkuluklar
ünlü türklerin hayat hikayeleri
yanardağın patlamasına sebep olan
deniz yıldızı
portakal....yanımda kal...(lütfen girin)
travian
NASA'nın çözemediği fotoğraf
uydu fotoğrafları
biraz da oyun hileleri
browser oyunları
yüzyılın deneyi!!!
en yaşlı ağaç
vazgeçme
neden nobel ödülleri matematik dalında verilmez???
zamanı durduran adam
neden kabus görürüz?
psikolojik orman testi
les choristes
avril lavigne
PiNhaNi
Şiir Ve MakaLe Yarışması
Demi Lovato
Evanescence
MiNik HikaYe
Dünyayı bitirén kehanetler
RuneScapé
DuMaN..
 

marsta hayat var mı?

Mars´ta hayat var!

Bilim ve ötesi

Anavatan Mars´dan haber var!
Antartica´da bulunan 3.5 milyar yaşındaki bir meteor bilim dünyasını heyecana boğdu. 13.000 yıl evvel dünyaya düşen meteorda yaşamın izleri bulundu ve meteorun Mars´dan geldiği kesinleşti. Şimdi sorular gittikçe artıyor ve yaşamın dünyaya bir başka yerden geldiğini savunanlar coşkuyla bekliyorlar...
Böyle bir gerçek neleri değiştirir? Önce zaten kaygan buzda dolaşan Darwin´i yok edecek, sonra da Yaradılış inançlarını...
Ya sonra?

Araştırma ve derleme: M. Ata Nirun

Teksas, Houston´da Johnstone Uzay Merkezi´de (NASA´nın bir bölümü) görevli David MacKay´ın yönettiği bir grup bilim adamı 2 kg´lık bir kaya parçasını keserken. karşılacakları sürprizden habersizdiler. Biraz sonra görecekleri şey, dünyanın gündemini değiştirecek, dünya medyasının ilk üç satırında yerini alırken, belki de yıllar boyu sürecek bir tartışmanın ve arayışın doğumu olacaktı. Bilim grubu kayanın içinde bir zamanlar yaşamış olan dünyadışı canlı formlarını bulmuşlardı.

Kaya bir meteordu ve ALH84001 olarak tanımlanıyordu, 12 yıl önce Allan Hills tarafından Antartica´da bulunmuştu. Şimdi ortada dört önemli faktör var; Birincisi. kaya Mars gezegeninin bir parçasıydı. ikincisi organik bileşimlere sahip (kimyagerler bunu karbon kökenli  olarak tanımlıyorlar ama bioloik aktivite için şart olmadığını da ekliyorlar.)  olması ve bu da Mars´da organik yaşam anlamına geliyor. Üçüncüsü ise, kayada demir oksid ve demir sülfid oluşumlu minik kristallerin bulunması, bu da ancak biolojik bir aktivitenin sonucunda ortaya çıkabiliyor. Ve dördüncü önemli olay ise, biolojik bir süreç olan karbon kökenli küreciklerin varolması, bu da fosillerin veya fosilleşmenin varlığını kanıtlıyor. Demek ki toparlarsak kayada dört ciddi gerçek saklı;
1. Kayanın Mars´dan geldiği biliniyor...
2. Organik yaşam izleri taşıyor...
3. Biolojik bir aktivitenin kanıtları var...
4. Fosilleşmenin kanıtları görülebiliyor.

Kozmik bilardo çok uzun sürüyor...
Peki ama kayanın Mars´dan geldiğinden nasıl emin olunuyor? Kimyasal elenetlerin çeşitli atom sıralamaları içerirler, bunlara İsotop diyoruz. Ağırlıkları küçük farklılıklar gösterir, aralarında farklı değerler vardır ve bu da  çekirdekteki nötrönların sayısına bağlıdır. Böylece onları ayırd edebiliriz. Güneş Sistemi´nin değişik yerlerinde, element yoğunluğu bakımından isotopların küçük ama farklı karışımlar gösterdiği görülür. İşte, Allan Hills´in meteorundaki oksijen isotoplarının dizisi Mars gezegeninin karateristik yapısını gösteriyor. Biz ise, geçmişte Mars´a yolladığımız araçlar sayesinde, Mars hakkında yeterli bilgilere sahibiz.

Tahminlere göre meteor, Mars´dan dünyaya ulaşan bir düzine meteordan bir tanesi. Oluşumu 4 veya 5 milyar yıllık ve volkanik, demek ki kayanın yaşı Güneş Sistemi´nin oluşum dönemine oldukça yakın. Uzmanlar, 3.6 milyar yıl evvel Mars yüzeyine çarpan gök taşlarının parçalanmalara neden olduğu ve Mars yörüngesine fırlayan kaya parçalarının bu şekilde yola çıktıkları görüşündeler. Milyarlarca yıl bu konumda kaldıktan sonra ikinci bir göktaşı dalgası,15 milyon yıl önce gelip, kaya parçalarını Güneş´in yörüngesine yayılacak kadar dağıtmış ve 13.000 yıl önce ise kayaların birkaç tanesi dünyanın yörüngesine girip, Antartica´ya düşmüşler ve böylece yaklaşık 3.5 milyar yıl önce uzaya fırlayan kaya parçasının öyküsü, Hills´in buluşuyla noktalanmış; ya diğerleri? Kimbilir, dünyanın nerelerindeler? Belki ünlü arkadaşlarının hemen yakınında, belki de gezegenin çok uzak yerlerinde...

Mars´da geçmişte yaşamın olduğu kesin gibi...
Organik maddeler, PAHS yani poliklik aromatik hidrokarbonlar olarak tanınırlar, bu oluşum dünyada çok yaygındır; örneğin kömür ve petrolde bulunurlar; güneş sisteminin birçok yerinde ve özellikle de meteorlarda görülürler. Fakat bu olay, Allan Hills´in meteorunda farklı; bir kere meteor ne dünyadakilere benziyor, ne de bilinen sıradan meteorlara... Kaya oluşumu yönünden bakılırsa, bakterilerin dizimi ve çözülümleri çok farklı, Demir oksit parçacıkları ve demir sülfid bakteri oluşumuna benzerler; demir oksit manyetik formdadır ve birçok dünyasal bakteride de gizemli manyetik parçacıklar vardır. Bu manyetik alanın bakterilerin yönlenmelerinde yardımcı oldukları ve hatta bilimsel olarak dünyanın manyetik alanıyla ilişkili oldukları öne sürülmektedir. Demir sülfid ise, bir bakteri ürünüdür; bu tür bakteriler solunum için oksijen kullanmazlar. Karbon küreleri ise çok ilginç; araştırmacı ekip bunların meteor dünyaya ulaşmadan evvel oluştukların belirtiyorlar, meteor çarpışmaları sırasında bazıları kırılmış; manyetik parçacıklar ve demir sülfid, kürelerle beraber bir bütün olarak ele alındığında dünyasal kökenli olmadıkları sonucuna ulaşılıyor. Ama dedik ya, küreler çok anlamlı; göründüğü kadarıyla bir büyüme ve gelişme sürecindeler ve farklı katlardaki kimyasal ayrıntılar çok dikkat çekici.

Araştırmacılar, kürelerin üzerindeki bu canlıların fosillerini gözleriyle gördüklerinde, belki de bilimsel inanç gözlüklerini de değiştirmek zorunda kaldılar. Bu olay bir anlamda da, biolojik oluşumlarla, biolojik olmayan oluşumların arasında anlamsal ilişkinin ötesinde bir bağın bulunduğunu gösteriyor. Bakteriyal fosiller, milimetrenin yüz milyonda biri kadarlar; bu ölçü ve şekil dünyasal bakterilere çok benziyor, yaşam formlarının bilinen en küçüğü olması nedeniyle da bizi düşündürüyor. Tüm bu olabildiğince basitleştirmeye çalıştığımız bilimsel yaklaşımların ışığında, bakteryal yaşamın Mars´dan gelen bir meteorda milyonlarca yıl evvel bulunduğuna emin oluyoruz. Öyle mi? Bir an duralım, karşıt görüş var mı? Avrupa´nın önde gelen meteor araştırma merkezlerinden olan Britanya Açık Üniversitesi´nden Ian Franchi, karbon kürelerin yapısı konusunda kuşkulu ve açıklamaların yeterli olmadığını düşünüyor. İsviçre, Bern´deki Doğal Tarih Müzesi´den Beda Hoffman ise, bu tür açıklamalarla yaşamın kökeni hakkında kesin görüşlere varılmasından çekindiğini belirtiyor. tüm bu görüşlere rağmen yine de tüm bilim adamları, Dr. McKay´ın çalışmalarının istenilen sonuca ulaşmasını arzuluyorlar.

Mars´a gidiyoruz ama ya para!
Geçtiğimiz on ay içinde, diğer Güneş Sistemleri´yle ilgili çalışmalar yeni buluşları getiriyor. Gerçi bu yaklaşımlarla ilgili ilk buluş, geçtiğimiz yılın Ekim ayında ortaya çıkmıştı ama şimdi bir düzineye yakın örnek var, beklenmedik gelişmeler peşpeşe geliyor. Dünyadışı yaşamın araştırılması konusunda, farklı ve karmaşık komplekslerimiz var; her ne kadar Fred  Hoyle gibi bilim kurgu yazarları, gezegenler arası bir yaşam olasılığı hayal ediyorlarsa da, bu gerçek olmuş değil. Çok daha ötelerde başka gezegenler vardır ama yaşamın nerelerde olduğunu henüz bilmiyoruz. Bunun tek yolu, oralara gidip öğrenmek ama bu da bir teori. Şimdiki halde en ileri hayal-gerçeğimiz Mars´a ulaşmak...

Eğer kızıl gezegende geçmişte bir yaşam varolduysa, fosil izleri çok daha fazla olacaktır. Ama, gönderdiğimiz robot araçlarla kaya örnekleri toplayarak yeni örneklere kavuşacağımızı sanmak rulet oynamaya benziyor; ya çıkarsa..!  Bu noktada, Mars´la ilgili ilk NASA programının 2000 yılına kadar gerçekleşmeyeceğini biliyoruz. İlk uçuşun Kasım ayında yapılması planlanıyor fakat ABD Ulusal Araştırma Konsey´i pek aynı fikirde değil, NASA´nın bu amaca yönelik bütçe talebinden endişe duyulduğu belirtiliyor, NASA elde ettiği sonuçları, büyük bir sevinçle Başkan Clinton´a göndermiş durumda, bir meteor nelere neden oldu, diyebilirsiniz ve hatta emin de olmayabilirsiniz. O zaman bekleyin, Mars´dan getirilecek olan yeni kayaları görünceye kadar...  



İnsan  nasıl ortaya çıktı?

Mitoloji insan hayalinin ürünü olduğu kadar, yaşanan çok eski olayların deformasyonu olarak kabul edilir. Tüm ırkların mitolojilerinde yaşamın göklerde başlaoığı ve dünyaya geldiği sayısız değişik anlatımla görülür ama ana fikir hep aynıdır. Tanrılar daima göklerden gelirler hatta yeraltı tanrıları dahi göklerden gelip yeraltına girmişlerdir. Eski SSCB´nin ünlü bilimcisi Zaitsev insanın kökeni hakkında üç varsayımın olabileceği görüüşünde; 1. İnsanı Tanrı yaratmıştır. 2. İnsan evrimin doğal sonucudur 3. İnsan. bir başka gezegende başlayan evrimin bir halkasıdır. Zaitsev, ilk varsayımın bilimsel olmadığı için kuşkulu olduğunu görüşünde; İkincisi, bilimin desteklediği bir varsayımdır ama şu ana kadar maymunun nasıl insan olduğu kanıtlanamadığı gibi ilk insan olması gereken yaratık henüz bulunamamıştır, hatta bazı bilim adamlarına göre, tek hücreli canlıların insana dönüşmesi için yeterince zaman geçmemiştir yani dünyamız o kadar yaşlı değildir. Son varsayım ise incelemeye değerdir. Bazı mitoslar, insanın evriminin başka bir gezegende başladığını anlatırlar, gelin çok eski bir Slav efsanesine bir göz atalım;

"İnsan dünyadan çok uzakta yaratıldı... ama yaratıldığı dünya tükenince Tanrı insanlar yok olmasın diye, meleklere üremeleri için berkaç çifti dünyaya götürmelerini emretti... Melekler bu çiftleri seçip dünyaya getirdiler ve yaydılar... Ve bir gün, dünyanın sonu geldiğinde, Tanrı üremeye devam edip yok olmamaları için insanlardan bazı örnekleri yine  başka bir yere taşıtacaktır..."

Bu efsane bir masal olabilir ama akıl ve mantıktan hiç de uzak değildir; çünkü bu mantık dinlerin mantığından çok daha geniş ufukludur. Üstelik din de, geçmişte birçok ırkın yaşayıp yok olduğunu efsanelerin paralelinde anlatır ve Hint dinsel destanlarında bu iki kavram içiçedir. Aztek, İnka ve Maya inançlarında insandan önce tahta ve kil yürekli insanların bizden önce yaşadıkları anlatılır; bu ciddi görünmeyen inanç acaba neyin yansımasıdır ve deneme-yanılma yönteminin evrenselliğini düşündürmez mi?

Ve Kuzey Amerika´dan bir kızılderili destanı, ; "Çok uzak geçmişte; milyonlarca, milyonlarca ay öncesinde, büyük Wo-Kon tarafından ilk ölümsüz aşağıya dünyaya atıldı; İlk Dakota bir yıldızda biçimlendi, onu attı ve düşerken gözlemledi aşağıyı; karanlıkların içinden; ta ki yumuşacık toprağa konuncaya kadar; o yaralanmadı Siular´ın atasıydı Wa-kin-yan..." Yine bir diğer kızılderili inancında Piuteler´de de aynı doğrultu da inançlar var; "Eski efsanelerimize göre, bizler gökte Büyük Ruh Manitu tarafından yaratıldık ve Ruh onları, oğullarının yaşayabileceği bir yer bulmaları için çok büyük, gürüldeyen bir gökkuşu ile dünyaya gönderdi. Gürüldeyen gökkuşu, bu toprakları buldu ve kızılderilileri yerleşmeleri için bıraktı; onlara toprağı işlemeleri ve doğal kaynakları kötüye kullanmamaları öğretildi..."

İnanılmaz değil mi? Sanki modern bilim kurgu romanlarına benziyorlar. Bir düşünün bakalım; buna benzer inançları ve destanları anlatan sayısız kitap var, fazlasını yazmaya gerek yok. Hatta bunların Daniken´den çok öncelerde var olduğunu anımsatmakta da yarar var. Sonuç ne mi? Ne bunlar, ne de ötekiler... Ta ki, resmi ideolojileri yıkacak bir olay ortaya çıkıncaya kadar, belki Mars´dan gelen bir meteorda, belki Mars´a gidince, belki de bir sabah uyandığımızda veya uykumuzda... Asıl önemli olan ondan sonra ne olacağıdır...    
       

 


Bugün 6 ziyaretçi (10 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=